17 Eylül 2016 Cumartesi

VAZGEÇTİM SENDEN İSTANBUL



 VAZGEÇTİM SENDEN İSTANBUL

Beni ancak sen bulursun kayboldum sokkaklarında istanbul
Beni ancak sen toparsın dağıldım sokaklarında istanbul
Beni ancak sen bilirsim unuttum kendimi istanbul
karanlıklarında düştüm yollara beni ancak sen kaldırırsın istanbul
Derdimi dökmüşken şehrinin sahilinde hırçın denizine
Döktüklerimi kimse görmeden beni sen alabora edersin istanbul
Yıkıldım istanbul gökkubbene doğru yıldızların altında
Beni duyarsan sen duyarsın kaldır beni kaldır beni istanbul
Ve sen istanbul sanmaki kocaman bir şehirsin
Sen şehirden öte bir şeysin ne istanbulsun be sen benim sevdiğimsin.
Senin adını istanbul koyalı kalbi şehir sevgili
Kayboldum sende bir şehir gibi kent gibi bir yabancı gibi
Tut elimden istanbul elim yüzüm yara içinde
Kalabalıkların ezdi beni yaralarımı sar sarmala istanbul
Kaç takunya eskittim alaturka caddelerinde
Kaç yüzyıllık yol yürüdüm eski sokaklarında
Kaç vapur geçti kaç tren gitti yani bir asır geçtimi istanbul
Vazgeçtim sen bir şehir değilsin oysa istanbul koca bir şehir
Sen çocuğun başındaki toka veya denizlerde bir takasın
Aldılar tokayı veya takayı bir yakandan başka yakaya koydular
Sen istanbul değildin çünkü istanbul yakılır ama çalınmaz
çünkü istanbul yanar ama yıkılmaz
çünkü istanbul vazgeçilmez ben senden vazgeçtim.
Havanı egsoz gazlarıyla kirletenlerin
Aslfaltını lastik iziyle eskitenlerin
Geleceğim deyip gidip gelmeyen vapurların
Bir lokma et için üzerinde dönen kargaların
Tezgahtarlıktan sekreterliğe geçen
Benimle sokakta görünmekten korkup patronun velediyle aşkı seçen
Antika arabanın yerine son model mercedese geçen sen
Sen istanbulsan ben türkiyeyim istanbul vazgeçtim senden

Mehmet KIRIŞ 
Gülüver ve aşk kumbarası  KİTAPLARI Yazarı 

11 Eylül 2016 Pazar

AH HANDAN

AH HANDAN 
şu Uzaktan başı yerde gözü ayak uçlarına takılmış endamı yeri süpüre süpüre gelene bakın nasılda dertli  yürüyor o endamına bir kahfe ısrmalamamak olurmu dostlar
Yaklaştıkça tanıdık geldi bana gözüm bir yerlerden ısırmıştı oysa ilk gördüğüm anda
Bir kıpırtı başladı içimde bir heyecan sardı  beni
aklım firar etti bir ara
Yaklaştıkça tanıdım tanıdıkça acılarım depreşti o an yıkıldım olduğum yere.
geri gelmiş sosyetenin gözdesi mahallemizin en güzel aşiftesi
aşifte dediğime bakmayın dostlar bilirsiniz
Handanla bu mahallede büyüdük   birlikte  ağladık birlikte güldük

Saçlarının sarısını güneşin sarısına benzetir  gözlerinin mavisini denizden almış derdik Birde gülüşü vardı ki sorma gitsin
gamzesi olanın tek gamzesi varken handanın tek yanağında çift gamzesi vardı
Ya boy desen o biçim neyse sözün özü handanı allah öyle yaratmıştı siz anlayın artık
Mahallede çok zaman bir tek ikimiz var sanırdık kör etmişti aşkımız gözlerimizi
Ben handanın yanına kendimi hiç yakıştıramazdım o sosyete bense mahalle çocuğu
ama gönül işi ya bu eksiklerimi hiç görmezdi
Neredeyse saçlarının her telinin sayısını bilecek kadar titrerdim üzerine
 Bir gün görmesem yarın olunca bana dünümü hiç sormazdı mesela
 bilirdi neler çektiğimi.
Ben de sormazdım handan bu kesin benim halime dün gülerdi
 O gidişin bu dönüşü allahım nedendi yaklaştı handan.
Tam geçecekken yanımdam
Başın neden yerde handan bir bak etrafına gör beni dememek için zor tutuyordum kendimi
bir yandan geçen yıllar vardı gerimde bir  yanımdan geçmek bilmeyen  handan
şaşırmıştım o an herkes bilirdi aşkımızı handan gelirde tutarmıydım kendimi
dur handan

Kaldırdı başını ertafına bir bak kimler var neler değişmiş Mesela bana bak yüzüme bak kırış kırış olmuş nasılda değişmiş Gözlerime bak solmuşlarmı sor bakalım gözerime seni hiç unutmuşlarmı
 Dur handan ben bakıyım sana şöyle doya doya
özlemedim de değil de çok kırgınım sana
Sana sarı saçların ne kadar yakışırdı nasıl kıydında boyadın onları
Hele bir de mor elbisen vardı ya o kadar yakışırdıki tüm elbiselerin mor olsun isterdim Şimdi yakışmamış sana bu morluklar yüzüne ne oldu neden morluklar var
 Ben senin geldiğin yerdim senin üzerine azer bülbül gibi titrerdim Saçının bir teline dünyayı titretirdim ne oldu bize  Sende morluklar bende kırışıklıklar. var
Dedim ya ben geldiğin yerdim sen yabanellere gittin.biraz daha kal gitme sosyete güzeli daha içimde biriken diyeceklerim var
Sen hani gittin ya yabanellere ben o gece çok sarhoştum yanlış anlama hiç alkol almadım seni çevirdim çevirdim bir kum saati gibi  sen doldun ben içtim hiç bitmedin çevirdikçe doldun doldukça içtim.bilirsin  hayatımdaTek kadın sen değildin bilirsin işte beni canını verecek kadar seven birde annem vardı
 o gece başucumda
ne konuşuyorsun dedi dürttü beni dedimya sarhoştum sızmıştım meğer seni sayıklarmışım.
O geceden sonra pek ayık gezdiğimde sayılmaz yani
bak hala sarhoşum
O günden sonra Burada sahil kenarında iki bardak çay söylerim birini ben içerim biri seni beklerken soğurdu
Bak masamda yine iki bardak var biri boş biri dolu soğutma çayını ben içtim onuda sen içersin
Sana sıcak çay içiremediğim gibi soğuk bir hayat ısmarlarım ne dersin
Bilmemki eskisi gibi olurmu ben yaşlandım sen yorgunsun

Sürmelerin yanaklarına aktı handan nedir seni ağlatan İçindeki vicdanmı yoksa eski anılarımı hatırladın
Beni anılar hiç ağlatamadı biliyormusun unutmadım ki hatırlayınca ağlayım.
İşte böyle bekledim seni ama bundan sonra ne burada beklerim nede seni beklerim Geliyorsan düş peşime  sana ömrüm sonuna kadar eşlik ederim
Yol ortası burası  sarılma burada balıkçılar var çaycı var ne der sonra
sarılma handan sen geldin ya şimdi oysa yine bu yol ortasındaydı bırakıp gidişin
yine gideceksin sanıyorum burada sarılma

Hıçkırıklarını tutarak ağla bak bende ağlarım ben ağlarsam yanarsın bende yanarım

Ve tek cümle kurabildi handan Ben yıllarca sessiz ağladım çatladı sabır taşım bırak hıçlırıklara boğularak senin kollarında ağlayım sen yürekten hisset hıçkırıklarımı sana aksın gözyaşlarım gözyaşlarım bir tek seni ıslatsın sana feda olsun talipsen bu değersiz canım.

MEHMET KIRIŞ AŞK KUMBARASI KİTABI ÖZETİ 

9 Eylül 2016 Cuma

DUY SESİMİ YABANCI !!!



 
DUY SESİMİ YABANCI !!!
Aynı yerde yine karşılaşmamız bir rastlantı değildi aslında ,karşılaşmayı biz istemiştik ama biz iki yabancıydık artık.
hiçbir şey olmamış gibi Yan yana yürüyebilmiştik .
iki kelime de olsa etmek adına sana "bayan" ateşiniz var mı? dediğim gururumdan değilse namert olayım.
Sen de var ulan var dememiştin ya o da senin gururundan değilse namert olayım.
''Ben gidiyorum yabancı'' dediğimde sen ''gitme kal'' diyememiştin yine gururundandı.
 Ben giderken arkamı dönüp bakmamıştım vallahi gururumdandı.
Demem o ki: gururu bir kenara bırakıp gitme deseydin veya ben gidiyorum demeseydim biz yine iki aşık olurduk, yabancı.
Sen duy sesimi,  seni benden uzaklaştıran ayaklarıma inat beni sana tutsak eden kalbim adına diyorum ki:  ''seni sevmiyorsam namert olayım dön yabancı''.
Mehmet KIRIŞ

KURBAN NEDEN KESİLİR

İbrâhim aleyhisselâm ateşten kurtulunca,
- Yâ Rabbî! Bana sâlihlerden bir çocuk ihsân buyur, diye duâ etti.
Allahü teâlâ ona hazret-i İsmâil'i müjdeledi. Âyet-i kerîmede meâlen:
- Biz de ona halîm bir oğul müjdeledik, buyuruldu.
İsmâil aleyhisselâmın doğumundan sonra, Allahü teâlânın emri ile, İsmâil aleyhisselâmı ve annesi Hâcer vâlidemizi Mekke'ye bırakıp Şam'a döndü. Zaman zaman gider, onları Mekke'de ziyâret ederdi.
Yüzünde, Muhammed aleyhisselâmın temiz babalardan temiz ve afîf analara geçip gelen nûru parlayan hazret-i İsmâil çok güzeldi. Bu sebepten İbrâhim aleyhisselâmın, oğlu İsmâil'e karşı muhabbeti fazla idi.
İsmâil aleyhisselâm yedi yaşında iken birgün İbrâhim aleyhisselâm ibâdet ettiği mihrâbda, bu muhabbet içinde uyudu. Rü'yâsında oğlu İsmâil ile otururken, bir melek gelip:
- Ben, Allahü teâlânın elçisiyim. Allahü teâlâ, bu oğlunu kurban etmeni istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm korku ile uyandı. "Rü'yâ Rahmânî midir, yoksa şeytânî midir?" diye tereddüt etti. O gün hep bu rü'yâyı düşündü. Onun için bugüne Terviye denildi. İkinci gece aynı rü'yâyı gördü. Rahmânî olduğunu anladı. Bu güne Arefe denildi. Üçüncü gece yine aynı rü'yâyı gördü. Artık Hak teâlânın emri olduğuna şüphesi kalmadı. Hanımı Hâcer'in yanına geldi:
- Ey Hâcer, benim gözümün nûru oğlum İsmâil'i yıka, en iyi elbisesini giydir, saçını tara, onu dostuma götüreceğim, dedi.
Sonra; hazret-i İsmâil'e dedi ki:
- Yanına iple bıçak al!
- Bunları ne yapacağız baba?
- Allah rızâsı için kurban keseriz, cevâbını verdi.
Yolda giderken, hazret-i İsmâil, babasına sordu:
- Nereye gidiyoruz?
- Dostuma.
- Evi nerededir?
- O, evden ve mekândan münezzehtir. Yer ve gök O'nun mülküdür.
- Babacağım! O bizimle oturup yemek yer mi?"
- O yemekten ve içmekten de münezzehtir.
O sırada şeytân, bir fırsatını bulup, yaşlı bir adam kıyâfetinde hazret-i İbrâhim'in hanımı Hâcer'in yanına geldi. Ona:
- İbrâhim, oğlunu nereye götürdü?" deyince, hazret-i Hâcer:
- Bir dostunu ziyârete, diye cevap verdi. Şeytan:
- Hayır, onu kesmeye götürdü, dedi.
Hâcer vâlidemiz:
- Baba, oğlunu boğazlamaz. Şefkat buna mânidir, karşılığını verdi. Şeytan:
- Öyle zannederim ki, Allah emretmiştir, deyince, hazret-i Hâcer:
- Allahü teâlânın emrine uymak elbette lâzımdır. O'nun emrini, cân-ü gönülden kabûl ederiz, dedi.
Şeytan ondan yüz bulamayınca, yine aynı kıyâfette hazret-i İsmâil'in yanına geldi ve ona sordu:
- Baban seni nereye götürüyor biliyor musun?
- Dostunun ziyâretine.
- Vallahi seni öldürmeğe götürüyor.
- Hiç babanın oğlunu öldürdüğünü gördün mü?
- Öyle zannederim, Allah emretmiştir.
- O emretti ise, cân-ü gönülden râzıyım.
İsmâil aleyhisselâm, ihtiyar kılığındaki, şeytandan sıkılmıştı. Çünkü ihtiyar, İsmâil aleyhisselâmı, babasına dolayısıyla cenâb-ı Hakka karşı isyana teşvik ediyordu. Bunun için babasına;
- Bu ihtiyâr beni rahatsız ediyor, kalbime vesvese vermek istiyor, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm,
- Taş at! Yanından uzaklaşsın! buyurdu.
İsmâil aleyhisselâm taş atarak şeytanı yanından uzaklaştırdı. Bu sırada Minâ'da olduklarından hacıların şeytan taşlaması buradan kaldı.
Hazret-i İsmâil'den de yüz bulamayan şeytan, İbrâhim aleyhisselâmın yanına sokularak:
- Ey İbrâhim, sen yanlış hareket ediyorsun. Şeytan sana vesvese verdi. Sakın oğlunu boğazlama, sonra pişman olursun. Ama fayda etmez, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm onun şeytan olduğunu anladı.
- Vallahi bu, Hak teâlânın emridir ve sen şeytansın. İbrâhim'e ve akrabasına zarar yapamazsın! buyurdu.
Şeytan rezîl olup geri döndü. Nihayet Buseyr dağına vardıklarında göğün yedi katındaki melekler; "Sübhânallah! Bir peygamber, bir peygamberi boğazlamaya götürüyor" dediler.
Hazret-i İbrâhim, oğluna dönüp:
- Ey oğlum! Rü'yâmda seni kurban etmem emredildi. Buna ne dersin? dedi.
İsmâil aleyhisselâm sordu:
- Babacığım! Hak teâlâ, beni boğazlamanı emretti mi?
- Evet evladım!
Hazret-i İsmâil babasının, "Evet" demesi üzerine, Rabbinin emriyle kurban edileceğini, buna sabrederse Hak teâlânın rızâsına kavuşacağını anlayıp çok sevindi. Babası da, Onun bu sevincine sevindi:
- Evlâdım! Seni öldüreceğimi haber veriyorum, sen ise seviniyorsun!
- Babacığım nasıl sevinmiyeyim. Benim tek arzum, Allahü teâlâya, O'nun rızâsı üzere kavuşmaktır. Böylece O'nun rahmet ve Cennetine de nâil olurum. Dünyanın ömrü müddetince eziyet çeksem, bu devlete kavuşmak çok zor. Şimdi ise bu devlete kolayca kavuşacağım. Babacığım, nasıl emir almışsan onu yap. Oğul fedâ eylemek senden, can fedâ eylemek de bendendir. İşini çabuk bitir. Zîrâ canım dosta kavuşmakta acele ediyor. Babacığım, Nemrûd seni ateşe atınca sabrettin ve Hak teâlâ senden râzı oldu. Ben de boğazlanmağa sabredeceğim. O zaman belki Hak teâlâ benden de râzı olur. Böylece Cennet ni'metlerine kavuşurum. Babacığım, kesilmek acısı bir anlık olup, ona sabretmek kolaydır. Benim asıl tasam, senden dolayıdır. Çünkü kendi elinle oğlunu boğazlayacaksın. Ömrün boyunca unutamadığın gibi, evlat hasreti de ölünceye kadar senden gitmez. Keşke daha önce haber verseydin de anneme vedâ edip, birbirimizin boynuna sarılıp ağlasaydık.
- Haber verince senden veya annenden bir gevşeklik olur da azarlanırız diye korktum.
- Babacığım, senin rızândan başka murâdım yoktur ve senin gibi babanın hakkını ödemek, saâdetimin sermâyesidir. Kaldı ki, bu işte, Allahü teâlânın rızâsı ve emri vardır. Eğer izin verirsen, size söyleyecek birkaç vasıyetim var.
- Söyle, ey saâdetli oğlum.
- Birincisi; bu ip ile elimi ve ayağımı kuvvetlice bağla ki, can acısı ile bir kusûr işlemeyeyim. İkincisi; mübârek eteğini topla ki, kanımdan sıçramasın. Üçüncüsü; bıçağı iyi bile ki, can vermek kolay olsun ve senin işin iyi görülsün. Dördüncüsü; bıçağı vururken yüzüme bakıp da babalık şefkatiyle emri geciktirme. Beşincisi; gömleğimi çıkarıp boğazla ki, kan bulaşmasın. Sonra o gömleği anneme götür ve benden selâm söyle. Benim kokumu bu gömlekten alsın, ağlamasın, teselli olsun. Benim için çok elem çekmesin. Ona; "Oğlun sana şefâ'atçi olarak Allahü teâlâya gitti. Kıyâmet gününde cenâb-ı Haktan senden başka bir şey istemez" de! Ümid edilir ki, Hak teâlâ benim bu isteğimi red eylemez. Altıncı vasiyetim; her nerede benim yaşımda bir çocuk görürsen beni hatırla!
İbrâhim aleyhisselâm, oğlunun yürek parçalayan bu sözlerini dinleyince, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı ve çok ağladı.
İbrahim aleyhisselâm oğlu İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek üzere son hazırlığını yaptı. Bu esnada İsmâil aleyhisselâm ellerini kaldırıp;
- Yâ Rabbî! Bana sabır ver! diye niyazda bulunduktan sonra, babasına dönüp;
- Babacığım! Görüyor musun? Gök kapıları açılmış, bazı melekler bize bakıp hayretlerinden cenâb-ı Hakka secde etmişler. Bazıları da Hak teâlâya münâcât edip; "Yâ Rabbî! Bir peygamber bir peygambere bıçak çekmiş, başı uçunda duruyor. Senin rızânı gözetmek için onu boğazlamak istiyor. Sen onlara merhamet eyle." diyorlar, dedi.
Daha sonra İbrâhim aleyhisselâm oğlunu güzelce bağladı, yüzükoyun yatırıp, boğazını tuttu ve;
- Yâ Rabbî! Bu benim oğlum, gözümün nûru, gönlümün sürûrudur. Kurban etmemi emrettin. Şu anda emrini yapmak için hâlis niyetle geldim. Kurban etmeğe hazırım. Sana hamd ve senâ ederim. Yâ Rabbî! Bu kıymetli yavrumu kurban etmekte bana sabır ver, dedi.
Sonra bıçağı oğlunun boynuna yaklaştırdı ve son olarak;
- Ey yavrum! Kıyâmete kadar sana vedâ olsun. Tekrar görüşmek, Kıyâmet günü olur, dedi.
Bu arada İsmâil aleyhisselâm;
- Ey babacığım! Acele et. Rabbimizin emrini çabuk yerine getir. Emir yapmakta geciktiğimiz için Rabbimizin bizi azarlamasından korkuyorum. Babacığım, elimi ayağımı çöz, melekler, kendi isteğimle kurban olduğumu görsünler ve Halîl'in oğlunun, Allahü teâlânın işinden râzı olduğunu bilsinler, dedi.
İbrâhim aleyhisselâm, bu söz üzerine ellerini çözüp bıçağı boğazına dayayınca, İsmâil aleyhisselâm güldü.
- Ey oğlum, bu halde iken niçin güldün? diye sordu
- Babacığım, bıçakta Bismillâhirrahmâhnirrahîm yazılı olduğunu görüyorum. Üzerinde Dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser? diye cevap verdi.
İbrâhim aleyhisselâm, Hak teâlânın ismini zikrederek bütün gücüyle bıcağı oğlunun boynuna çaldı. O anda Hak teâlâ, Cebrâil'e emrederek;
- Yetiş! Bıçağı çevir! buyurdu.
O da Sidret-ül-müntehâ'dan bir anda gelip, bıçağı ters çevirdi. Bıçak kesmedi. Bir daha çaldı, yine kesmedi ve ne kadar uğraştı ise kâr etmedi.
İsmâil aleyhisselâm;
- Babacığım! Ne kadar şefkatlisin, bıçağı kuvvetli vuramıyorsun. Yüzüme bakma, böylece hizmette kusur etmezsin, dedi.
Hazret-i İbrâhim, bıçağı tekrar biledi ve oğlunun boğazına daha kuvvetli çaldı. Yine kesmedi. İsmâil aleyhisselâm;
- Babacığım, bıçağın ucunu şah damarıma bastır! deyince, öyle yaptı ve diziyle de bastırdı. Bıçak iki kat olmasına rağmen boynuna izi bile çıkmadı. İbrâhim aleyhisselâm, üzülüp bıçağı taşa çalınca, taş ikiye bölündü. Bıçak dile gelip sordu:
- Ey İbrâhim! Nemrûd seni ateşe attığı vakit seni niçin yakmadı?
- Hak teâlâ, yakma diye emreylediği için,
- Ey İbrâhim! Hak teâlâ ateşe bir kerre "Yakma" diye emreylediyse, bana yetmiş defa kesme kesme diye emreyledi.
O anda Allahü teâlâdan vahiy geldi:
- Yâ İbrahim, elbette sen rü'yânı tasdik ettin. Sana düşen vazifeni tam olarak yaptın. Şimdi sıra bende. Lütuf ve keremimi görmek için şu dağa bak!
İbrahim aleyhisselâm, dağa bakınca, Cennetten gelmiş eşsiz güzellikte bir koç gördü. Allahü teâlâ buyurdu:
- Bu senin oğluna fedadır.
Cebrail aleyhisselâm koçu getirirken, "Allahü ekber", İbrahim aleyhisselâm da koçu yakalarken, "Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber," İsmail aleyhisselâm da, "Allahü ekber ve lillâhil hamd" dedi. Böylece, bayram tekbiri meydana geldi:
"Allahü ekber. Allahü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber, Allahü ekber ve lillâhil hamd."
Sonra, İsmâil aleyhisselâm yerine, bu koç kurban edildi. Bu koçun boynuzları, Abdullah bin Zübeyr zamanına kadar Kâ'be duvarında asılı idi. Sonra çıkan yangında yandı.
Bu koçun kurban edildiği yer, Mina olduğu için, hacılar kurbanlarını burada kesmektedirler.
  MEHMET KIRIŞ

8 Eylül 2016 Perşembe

KALABALIKLAR gülüver kitabından



KALABALIKLAR
Duygularının en yoğun olduğu bir andasındır ve her
şey karmakarışıktır, kendini geçmişinin kalabalığında
kaybedersin.
Artık senin için her şey basitleşmiş ve önemsizdir.
Gelenle giden aynıdır, bir şey ifade etmez sana. İyiyle
kötü, siyahla beyaz da aynıdır, önemsemezsin.
Olacak bunlar, bazen kendini bir kelebek kadar zayıf
hissedersin bazen kalbindeki viraneden korkarsın, kısa
cası hayatın allak bullaktır.
Ama olacaktır bunlar, hayatın içinde vardır hepsi.
Hiçbirisi sana özel değildir, herkes yaşar ve yaşadıkça
büyürler.
Şimdi sen ne yap biliyor musun?
Şehrin en kalabalık caddesine bak, ne kadar insan
görüyorsan emin ol ki onların hepsi yaşamıştır senin
yaşadıklarını ve bak hâlâ yaşıyorlar. Şimdi sen de katıl
o kalabalığa, senden sonra gelenler de senden cesaret
alsınlar ve kalabalık olsunlar onlara inat.

gülüver kitabı kalabalıklar yazısı Mehmet KIRIŞ

6 Eylül 2016 Salı

SENİ TERK EDİYORUM

SENİ TERK EDİYORUM
Şimdi seni terk ediyorum, seni terk ettiğim andan iti
baren üşüyeceksin.
Seni ısıtanın, benim sevgim olduğunu anladığında,
çok geç olacak.
Benim buz tutan hayallerim gibi, sen de buz tutacak,
üşüyeceksin.
Ne benim hayallerime güneş doğacak artık, ne de
sen ısınacaksın.
Kalan ömrünü, yarım olarak yaşayacaksın, senin ta
mamlayanın bendim.
Bir ayağı aksak insan nasıl yaşıyorsa sen de öyle ya
şayacak ve topal bir aşk olarak kalacaksın.
Sevgi sarhoşu olmuş bir sevgiliydin sen, nasıl olsa
ayılacaksın...
Tüm güzelliklerin sende var olduğuna inandığın için
beni hiç fark etmedin. Güzel olanlarından çok, hiç olma
yanların da vardı senin. Hiç olmayanlarına kör olup...
Güzel olanlarınla yetinmesini bilen de bendim.
Seni sevmem için elbette nedenler vardı ama seni
terk etmem için nedenler sayısızdı
Şimdi seni olduğum yerde kalarak, hiç kımıldamadan, göz
lerine baka baka terk ediyorum.


Mehmet KIRIŞ Gülüver kitabından

ŞAŞIRIYORUM

ŞAŞIRIYORUM
Ne kadar girilebilirse o kadar girmiştin hayatıma, şaşırı
yorum.
Hayatıma girmene değil, girecektin elbette hayatım
dan intiharına şaşırıyorum
İki sevgili gördüm, sürekli tartışıyorlardı ama sevgili ol
maktan asla vazgeçmemişlerdi. Bizim gibi tartışmasız bir
hayatları yoktu ama birliktelerdi, ben buna da şaşırıyorum.
Sonra yine iki çocuğa rastladım, kavga ediyorlardı. Öy
lesine bir kavgaydı ki, her yerleri çizilmişti... Biz de çocuk
lar gibi sevmemiş miydik? Bir an da sus pus olan çocukların
tekrar oynamaya başlamalarına şaşırıyorum.
Yine iki sevgiliye rastladım, ikisi de daha bakışmayı bile
beceremiyorlardı, birbirine yakışmayan hâlleriyle öylesine
mutlulardı ki... Oysa biz yakışıyorduk ama ben o an da yal
nızdım; ona da şaşırıyordum mesela.
Yani sen, her şey de o kadar vardın ki, yanımda olmama
na bir o kadar şaşırıyorum.

Mehmet KIRIŞ Aşk kumbarası kitabından 

5 Eylül 2016 Pazartesi

BİR in sesi

BİR İN SESİ


Aşkını aşk gibi yaşayanı tebrik etmeli
Aşk bu ya sessizce gel diyecek sen gideceksin
Gizlice mesaj atacak el cevap karşılık vereceksin
Benden başkasına bakma demesine ne hacet bakmazsın
İş hayatını da sevmezsin ama aşkın için çalışmalısın
 E maddiyatta olmazsa olmaz aşklarda parasız olmuyor zaten
Geriye ne kaldı ki görevini tamamladın tebrikler
Kendinle ne kadar övünsen azdır zor olanı başardın.
Sana aşikar gel diyen BİR i vardı hiç düşündün mü?
Sana 5 vakit en yüksek sesle gel diyen BİR i vardı gittin mi?
Sana yıllar önce mesajı veren BİR i vardı okudun mu?
Sana rızkını veren BİR inin sesi vardı o sesi hiç duydun mu?
Bir gün e ne kaldı bilmiyoruz belki de bir gün kaldı
O gün sana tek fayda verecek olan TEK aşk ın sesine kulak ver.

MEHMET KIRIŞ

HOŞ GELMEYENİM

 
 HOŞ GELMEYENİM
Sen bana, hoş geldin cümlesi kadar alışılmış geldin.
Aslında hoştun ama hiç gelememiştin.
Ben kendi hâlinde, sevda nedir, aşk nedir bilmeyen biriydim,
Abi ablayla geçen günlerim vardı.
Ben anlamam aşktan, sevdadan demiştim ya sana;
Elimi avuçlarında ısıtmayacaktın,
Kulaklarıma aşk sözcükleri fısıldamayacaktın,
En önemlisi de kalbimi kandırmayacaktın.
Anlamadan yaşadığım günleri özlüyorum şimdi,
Geri getirebilsem geçmişi
Ben anlamam cümlesinden tekrar başlatmak isterdim

DUR GİTME



                   DUR GİTME
Dur gitme sevgili adı olmalı bu vefasız gidişin
Adını  koymadan gitme koyalım adını öyle gidersin
Bir şiir yazıyım sana öyle el gibi yabancı gibi gitme
Adını koyalım şiirin sonra yine gidersin böyle gitme

İyi günler geri de kaldı hemde çok geride
Sana Merhaba dediğim günden  bile  geride
Gideceksin vefasız  sen yinede böyle gitme
Adını koyalım bu şiirin vefasızca çekip gitme

Şimdi giderken ters düz ettin dünyamı
Gönül ocağıma bıçak  sapladın öylemi
Gönül hanem kan revan diyenlerin söylemi
Adını koyalım vefasız bu şiirin vefasızca gitme

Şimdi ben söyleyim sen yaz vefasız sevgili
Çek bıçağını ucundaki kanıyla yaz haydi
Bu şiir bana yazılmıştı de başla yaz bu şiiri
Ama adını koy vefasız bu şiirin vefasızca gitme

Benden sonra kim tutar senin o cellat elini
Kan var elinde ve şiirde ,kan çok tutar beni
Bilseydim bir gün vefasızca gideceğini
Adını koy vefasız bu şiirin öyle çekip gitme

Bakma öyle hüzünlü hüzünlü masummuş gibi yüzüme
Bakmadan git ama adı olsun gidişinin bakma gözüme
Şiir bu ya vefasız bakma sen benim akordu bozuk sözüme
Adını koyda git vefasız bu şiirin öyle vefasızca çekip gitme 

MEHMET KIRIŞ 

HİÇ Mİ KORKMADIN?



 HİÇ Mİ KORKMADIN?
sen hiç mi korkmadın bensizlikten
benim sensizlikten öleceğimi bilmene rağmen
hiç korkmadın mı arkanda bıraktığını görmekten
sevilmiştin ama sevmemiş miydin gerçekten

bu şehrin kaldırımlarında sensiz yürümekte varmış meğer
ne kadar da çocukmuş gönlüm sensiz büyütmekte varmış meğer
mutluluğu  kalbime gömdüm ölmeden önce ölmekte varmış meğer
MEHMET KIRIŞ

4 Eylül 2016 Pazar

AŞK BİR YOLCULUKTUR (mehmet kırış)



                                         


   AŞK BİR YOLCULUKTUR
Aşk bir yolculuktur aslında,insanı bir limandan alır başka bir limana bırakıverir.
Bu aşamadan sonra başlar aşk. insan bir müddet o limanda bekler o geminin gelmesini ve yine o gemiye binmeyi ümit eder ama nafile artık o gemi o limana gelmeyecektir. Sonra gökyüzündeki bulutlar sanki üzerine yavaş yavaş geldiği hissine kapılır, bunalır insan.
buna da alışması gerekmektedir.bir müddet daha bekler limanı, ilk önce en uzktaki gemilere gözü takılır onların yaklaşmasını beklerken ümitlidir aslında, ama yaklaştıkça gemilerin başka gemi olduğunu anlar.
en sonunda bir karar alır bu bekleyiş bitmelidir 'gemi ya batmıştır yada rotası şaşmıştır' der ve hayatının o limandan sonraki kısmını yaşamak için yola tekrar kaldığı yerden devam eder.
Yol uzundur ve bu uzun yolda artık gemisizdir ve her gemiye binmemeye yeminlidir.başlar yürümeye bir başına koca dünyada yalnızdır artık sahipsiz kimsesiz öksüzdür.
gönül kırılmış ve zamanla da yorulmuştur sahte aşklardan.geride bırakır herşeyini varını yokunu hiç etmek uğruna bir adım atmak durumundadır.
sevmeye ve sevilmeye  alışmış bir kalbi vardır kendisine servet olan.
temiz bir kalp ve kendisi !!yolunda ilerlemektedir.
yine sevecektir birilerini ama buna hazır değildir o yüzden birileri yerine BİR i sevmeye karar verir çünkü BİR olan asla aşıkları yarı yolda bırakmayacak kadar yücedir.
çıktığı yolda asla geriye bakmadan başlar yürümeye gece gündüz demeden bıkmadan yorulmadan usanmadan azimle yürümeye devam eder. bir çok şey geride kalmıştır.o kadar gece ve gündüz ilerlemesine rağmen bir adım bile ilerleyememiştir ve merakla döner geriye bakar bakar ki geride bıraktıkları yerinde yoktur.
şaşkınlıkla tekrar istikametine yönelir ve geride bıraktıkları gittiği yöndedir.evler arabalar makamlar mevkiler. Şaşkınlıkla yine ilerlemeye devam etmek zorundadır geride bir şey kalmamıştır.yolculuk devam ederken geride bıraktıklarını bir bir geçmekte olmasına rağmen hiç dokunmaya meyletmeden yoluna devam eder.geçmişte kalanları tekrar geride bırakır ama bu seferki yolculuk öylesine hızlı ilerler ki geriye bakmaya bile korkar.
yine yollardadır insan geride kalanlardan sonra gelecekteki hayalleri bir bir önüne çıkmakta.gönlü kaymaya başladıkça ilerleyişi de azalmıştır artık ve bu durumdan tedirgindir eskiden hayalinde bir villa bir lüks araba bir makam vardır hepsi ilerlediği yolda karşısına bir bir çıkmaktadır.
tedirgin ve hayretle yoluna devam eder.ve vazgeçemediği bir şey gelir önüne ona dokunmak ister korkarak ürkerek dokunur ona.
o dokunuşla olduğu yerde kalakalır.
yolculuk duraklamış artık yol kat edemez olur farkındadır ama. Aradan yıllar geçse de o dokunduğunu o avuçlarına aldığını bırakması gerektiğini düşünsede bırakmak zor gelir ve  bir ömrü boşa harcar belkide.
sonra o avcundakini de bırakır olduğu yere kaç sene geçmişse yola kaldığı yerden devam etmek ister az daha ilerler karşısına hayal bile edemedikleri çıkar ama dermanı kalmamıştır dokunamaz bile
sonra derki kendi kendine o avuçlarıma aldığımı o gün almamalıydım aradığımı şimdi buldum ama ulaşmaya mecalim kalmadı.aşk bir yolculuktur aslında seni senden alır seni sana sensiz geri verir.aşkın GERÇEK sahibi ALLAH dır ondan başkasına meyletmek insanı sadece yolundan alıkoyar.
Mehmet KIRIŞ 
www.instagram.com/_mehmetkiris_ 
www.mehmetkiris.com
www.facebook.com/nedenyaziyor

15 TEMMUZ ANISINA

15 TEMMUZ KARA VE EN UZUN GECE 
Bir zamansız ezanla başladı savaş çağrısı
Zaman 15 temmuz neredeyse gece yarısı
TRT de zorbalıkla verilmiş darbe servisi
Korkma dedi bir ses millete bu akifin sesi

Ankara sokaklarında tanklar  tüfekler
Yerden yerden uçan zalim ellerde uçaklar
Halkı hedef almış asker elbiseli alçaklar
Acımadan masum halkıma mermi mi sıktılar

Başkomutandan bir ses bekledi türk milleti
Sevmemişti ta ezelden bu rezil darbe denen illeti
Sokaklarda ezdiler tanklara kafa atan milleti
Ve bir sesle başkomutanın başına toplandı aziz milleti

Meydana indi bu vatanın evlatları elleri sopalı bacılar
Sakalı ağarmış ağzı dualı vatansever hacılar
Bir sela daha geldi tüm türkiyeden görev başında hocalar
Ser verdi şehit verdi ama vatanı vermedi türk milleti

Fil ordusunun perişan oluşunu izlettik tüm dünyaya
Tıkadılar elbiseleriyle canavarın elindeki canavarı
Okçular tepesini bırakmadık tek beden tek ruh haydi bismillah
Sesler yükseldi gece yarısı yer yüzünden gökyüzüne allahuekber

Bir subay şehit düştü,düşmeden bedeni yere
Darbe denen illeti tam alnından vurarak yıktı yere
Millet nöbeti devraldı tam da kahramanın düştüğü yerde
Hep bir ağızdan başkomutan dik dur eğilme bu millet seninle

Milletin komutanı olmak kolay mı milyonlar ayakta
Milletin komutanı sen dik dur sen kal hayatta
Düşme sakın yere bu milleti bırakmazlar hayatta
Vatan varsa millet vardır vatan yoksa her yer dardır

Hayır vardı allahım bu işte de bir hayır vardı
Uyuyan bir milleti uykusundan uyandırdı
Tüm halk tek millet oldu hepsinin ciğeri aynı yandı
Tek yumruk olan milletim darbeye yumruk salladı

Şimdi sakın uyuma türkiyem elinde bayrak yine nöbete
Meydan bizim diyen türk milleti var ayakta
Meydan bizde başkomutan temizlik sırası sende
Öldürmeye gelenin öldüğü yerdir burası,burası TÜRKİYE




MEHMET KIRIŞ                                                                             24/07/2016

Gülüver kitabından (MehmetKIRIŞ)



SEVGİLİYE SİTEM


Beni yazmalara şiirlere ve şairlere iten sevgili
Sana anlatamadığım onlarca şey var ki !!
Şimdi onları binlerce kişiyle paylaşıyorum
Seni yaşıyor sana susuyor ve seni yazıyorum

Sen beni anlasaydın!!!
Bu cümleleri kimseler duyamayacaktı
Sadece sana fısıldayacaktım

Birlikte olamadık nasip değilmiş
Oysa hiçte ayrılmadık biliyor musun ?
Senin hücrelerinde de şu anda ben varım
Benim hücrelerim gibi biliyorum

Beklilere ne vaktim kaldı nede halim
Bir kez daha belki demek yılları rehin alıyor
O yüzden beklilerin tamamı öldü bende

Beni yazmalara şiirlere ve şairlere iten sevgili
Sen beni ittin attın belkide sattın
Ben seni aşka sevgiye ne itebildim nede kalbimden atabildim
Şimdi söyle bana sen mi fedakarsın yoksa ben mi vefasızım.